Minyatür Savaşlar
HALİL COŞKUN’UN YENİ ROMANI YAYIMLANDI
Halil Coşkun’un yeni romanı “Minyatür Savaşlar” geçtiğimiz ay okuyucu ile buluştu.
Yazarın ilk romanı “Ayrıkotu” geçen yıl yayımlanmıştı.
Aynı zamanda vakfımızın kurucularından olan Halil Coşkun’un romanları ile ilgili olarak edebiyatçı Sadık Yalsızuçanlar tarafından kaleme alınan bir eleştiri yazısını aşağıda sunuyoruz.
Minyatür Savaşlar
13 Ocak 2012 | Tüm Yazılar: Derinlik
Sadık Yalsızuçanlar
Ülkemizde, kitlesel iletişim ortamlarında dolaşıma girmeyen çok değerli bazı kitaplar yayımlanıyor. Girmesi gerekli mi, mümkün mü, bu tartışmaya girmek istemiyorum burada ama böylesi bir verili durum var hali hazırda. Yakınlarda Harf Eğitim Yayıncılık tarafından yayımlanan, Halil Coşkun’un Minyatür Savaşlar’ı bunlardan biri ve bence en önemlisi. Erdal Çakır’ın, “fail-i meçhullerin ve fiil-i meçhullerin arka planındaki malumu işaretleyen roman” olarak nitelediği Ayrıkotu, Türkiyemizin içinden geçtiği sürece denk düşen bir içerikte. Darbe girişimlerinin bertaraf edildiği, darbe heveslilerinin tasfiyeye tabi tutulduğu, demokratikleşme yönünde ciddi adımların atıldığı bir süreç bu. Asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi bakımından köktenci bir değişim yaşıyoruz ve bir düşünürün ifadesiyle, “bir gün mutlaka gün yüzüne çıkmak gibi kötü bir huyu olan gerçek”lerin de birer birer saçıldığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Daha yalın söyleyelim: Dünyanın “patronu”nun zalim oluşu nedeniyle kanayan, bir kaos içinde debelenen, acı çeken ülke ve toplumların olduğu bir dünyada, Türkiye, tarihteki rolüne tekrar kavuşuyor ve dünya, adil bir “patron”a kavuşuncaya değin bu sürecin devam edeceği görülüyor.
Minyatür Savaşlar bize, savaşların artık, mikro ölçekte de, siyasi, ekonomik, diplomatik ve kültürel boyutuyla gerçekleştiğini anlatıyor. Bu, bölgede yeniden “güçlenen” ve daha etkin hale gelen Türkiye’nin durumunu yeniden düşünmemiz için de kışkırtıcı bir işlev görebilir. Yazarın özellikle ima ettiği olayların bir tür “domino” mantığı içinde düşünülmesi son derece önemli. Bunu, Davutoğlu’nun ufkumuzda açmaya çalıştığı “stratejik derinlik”le de ilişkilendirebiliriz. Belki Coşkun, bundan sonraki romanında, Ortadoğu coğrafyasında, bölgenin barışı ve esenliği için çalışan isimsiz kahramanları da konu edinir.
Ülkemizde, kitlesel iletişim ortamlarında dolaşıma girmeyen çok değerli bazı kitaplar yayımlanıyor. Girmesi gerekli mi, mümkün mü, bu tartışmaya girmek istemiyorum burada ama böylesi bir verili durum var hali hazırda. Yakınlarda Harf Eğitim Yayıncılık tarafından yayımlanan, Halil Coşkun’un Minyatür Savaşlar bunlardan biri ve bence en önemlisi. Yazarın ilk romanı olan Ayrıkotu’nu da Harf Yayınları yayımlamıştı daha önce.
Ayrıkotu
Halil Coşkun 1953 Urfa doğumlu. A. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden 1977 yılında mezun olmuş, kamu yönetimi dalında yüksek lisans yapmış. 1978-2008 yılları arasında Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müfettiş olarak çalışmış, evli ve iki çocuk babası. “Minyatür Savaşlar”, yazarın ikinci romanı. (İlk romanı ise, belirttiğim gibi, “Ayrıkotu” adını taşıyordu 1.Basım: Ekim 2010, 2. Baskı: Ocak 2011) Ayrıkotu, bize yazarın dil ve kurgu ustalığını haber vermişti. Erdal Çakır’ın, “fail-i meçhullerin ve fiil-i meçhullerin arka planındaki malumu işaretleyen roman” olarak nitelediği Ayrıkotu, Türkiyemizin içinden geçtiği sürece denk düşen bir içerikte. Darbe girişimlerinin bertaraf edildiği, darbe heveslilerinin tasfiyeye tabi tutulduğu, demokratikleşme yönünde ciddi adımların atıldığı bir süreç bu. Asker-sivil ilişkilerinin demokratikleşmesi bakımından köktenci bir değişim yaşıyoruz ve bir düşünürün ifadesiyle, “bir gün mutlaka gün yüzüne çıkmak gibi kötü bir huyu olan gerçek”lerin de birer birer saçıldığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Daha yalın söyleyelim: Dünyanın “patronu”nun zalim oluşu nedeniyle kanayan, bir kaos içinde debelenen, acı çeken ülke ve toplumların olduğu bir dünyada, Türkiye, tarihteki rolüne tekrar kavuşuyor ve dünya, adil bir “patron”a kavuşuncaya değin bu sürecin devam edeceği görülüyor. Osmanlı bakiyesi topraklar kanıyor. Bu acıların dinmesi, İslam’ın cihanşümul adaletinin ve kozmik öğretisinin yeniden gönüllere nakşı ile mümkün görünüyor. Ayrıkotu, son on-onbeş yıllık bu kritik süreci okumaya çalışıyor. Bunu, romanın kendine özgü kuralları gereği bir kurgunun içinden yapıyor. Halil Coşkun, bu ilk kitabıyla sıkı bir yazarı haber vermişti. İkinci romanı Minyatür Savaşlar da gösterdi ki, hem kurgu hem de dil açısından bir romancı istidadıyla karşı karşıyayız.
Minyatür Savaşlar
Minyatür Savaşlar, öncelikle adıyla son derece ilginç ve kışkırtıcı bir kitap.
Minyatür, Fransızca, “miniature” sözcüğünden geliyor ve dilimizde, “tasvir” anlamında kullanılıyor. Başlangıçta, çeşitli kitaplarda, konunun anlatımına yardımcı olmak üzere bir görsel ek biçiminde düşünülmüş. Suluboya, altın-gümüş yaldız yöntemiyle yapılan, ışık, gölge veya boyut kaygısı taşımayan resimler… Ne ki geleneksel İslam tasvir sanatının -özellikle de Selçuklu döneminde- en yaygın ve gelişkin alanı olagelmiş. En eski örneklerine Mısır’da rastlıyoruz minyatürün. Papirüs, parşömen ve fildişi gibi malzemelere yapılıyor. Tabi sonradan, bilhassa Selçuklu minyatür sanatına, Bizans, İlhanlı, Sasani etkilerinin düştüğünü görüyoruz. En güzel örneklerine Karatay müzesinde rastladığımız çinilerde bunu görmek mümkün. Oniki ve onüçüncü yüzyıllarda İslam minyatür sanatının ilk gürbüz örneklerine tanık oluyoruz. On üçüncü yüzyılın başlarında Konya’da yapıldığı sanılan Ayyukî’nin Varka ve Gülşâh mesnevisindeki figürler nakkaş Abdü’l-mü’min el-Hûyî tarafından çizilmiştir. Keza, Ahmed Eflâkî Dede Menâkıbü’l-ârifîn’de Hz. Mevlânâ’nın dervişi Aynüddevle’nin tasvirde eşsiz olduğu, kızı Gürcü Hatun’un Hz. Mevlânâ’nın ayakta durur biçimde yirmi ayrı tasvirini kâğıda çizdiğini belirtir.
Halil Coşkun’un, romanına “Minyatür Savaşlar” adını vermesinin aynı zamanda, dar, küçük ve bölgesel çarpışmalara ve dar ölçekli savaşlara da gönderme yaptığını belirtmemiz gerekiyor. Bu anlamda minyatür, küçük, stilistik anlamını da ima ediyor. Son olarak, minyatür savaş oyunlarından bahsetmek gerekiyor galiba. İlk olarak Almanların 1700’lerde askeri eğitimlerde kullanılmak üzere yaptığı minyatür savaş oyunları sonradan yaygınlaşmış, sivillerin de tutkulu biçimde oynadığı bir hale dönüşmüştür. Minyatür savaş oyunlarında oyuncular tarafından hazırlanan ve boyanan minyatürler, belli kurallara bağlı kalınarak zar ve cetveller yardımı ile hareket ettirilip savaştırılıyor. Savaşın gerçekleştiği alan bir mutfak masası olabileceği gibi, bu iş için özel olarak hazırlanmış minyatür yer biçimleri, ağaçlar ve binalarla dolu bir masa da olabilir. Minyatür savaş oyunları her ne kadar sadece bir oyun olarak gözükse de, aslında büyük oranda bir hobi ve sanıldığından daha az bir yetenek yetebiliyor.
(Bir de bir doktoraya rastladım, konuyla ilgilenenler için sadece belirtiyorum: Abdurrahman Dieji’nin, Prof. Dr. Altun Ara’nın danışmanlığında 2007 yılında hazırladığı bir doktora tezinin konusu, İran minyatüründeki savaş sahneleri üzerine).
Halil Coşkun’un, Harf Eğitim Yayınlarınca yayımlanan Minyatür Savaşlar romanı, bu veriler ışığında bakıldığında, az önce de söylediğim gibi, öncelikle adıyla önemli. Bizde ve ilişkili olduğumuz bölgede cereyan eden çok boyutlu ve son derece karmaşık çatışmalara yani “minyatür savaşlar”a dikkati çekiyor. Coşkun bunu, bir minyatür üzerinden yapıyor. Romandan öğrendiğimize göre, “on iki ayın her biri için bir resim yapmıştı Buharî ve her manzaranın ortasına, birbirlerini derin bir aşkla sevdikleri açıkça belli olan bir kadın ve bir erkek resmi yerleştirmişti, albümün adı oradan geliyordu, Defter-i Şeyda, Âşıklar Defteri… Adam bir minyatür satmak için geliyor İstanbul’a, burada tanıdığı kimse yok, resmi satın alacak olan müşterisi şüpheli biri, adresini vermemiş kendisine. İşin bu kısmı biraz karanlık, ama açık olan şu ki bu kuşkulu kişi çağırmış Şemsi’yi İzmir’den İstanbul’a. Şemsi resimle geliyor ve aynı gün öldürülüyor. Resim kayıp ve elimizde hiçbir ipucu yok… Her suç geride bir koku bırakır, bütün mesele, o kokuyu fark edecek duyulara sahip olabilmek… Savaşlar, barışlar, darbeler bir kerede başlayıp bitmiyor, etkilerini değişik şekillerde sürdürüyorlar. Her olay, kendinden öncekilerin sonucu ve kendinden sonrakilerin nedeni oluyor. İşte o yüzden bugün meydana gelen bir olayı anlamak için bazen yüz sene öncesine bakmak gerekebiliyor… Balkanları kaybetmiş ve Anadolu topraklarına sıkışmış olan Osmanlı Devleti’nin Avrupa’nın baskısı karşısında uzun süre ayakta kalamayacağını düşünüyorlardı, o nedenle bugün bize çılgıncaymış gibi görünecek bir tasarı hazırladılar. Teşkilatçılar, Osmanlı Devleti’ni Doğu Türkleriyle, Orta Asya ile birleştirmek istiyorlardı, bu amaçla Rus Çarlığı’nın işgali altındaki Orta Asya’ya çok sayıda adam gönderdiler. Lenin’in en büyük destekçileri bunlardı… Birtakım adamlar çok ciddi tehlikeleri göze alarak çalıyordu Defter-i Şeyda’nın sayfalarını. Recai hâlâ bu resimlerin resim olmanın dışında başka bir işe yaradığını ve o maksatla ele geçirilmeye çalışıldığını düşünüyordu…”
Halil Coşkun’un romanı bize, savaşların artık, mikro ölçekte de, siyasi, ekonomik, diplomatik ve kültürel boyutuyla gerçekleştiğini anlatıyor. Bu, bölgede yeniden “güçlenen” ve daha etkin hale gelen Türkiye’nin durumunu yeniden düşünmemiz için de kışkırtıcı bir işlev görebilir. Yazarın özellikle ima ettiği olayların bir tür “domino” mantığı içinde düşünülmesi son derece önemli. Bunu, Davutoğlu’nun ufkumuzda açmaya çalıştığı “stratejik derinlik”le de ilişkilendirebiliriz. Belki Coşkun, bundan sonraki romanında, Ortadoğu coğrafyasında, bölgenin barışı ve esenliği için çalışan isimsiz kahramanları da konu edinir.
- Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Şanlıurfa Projeleri başladı...
Şanlıurfa ili ve Şanlıurfalılar ile ilgili proje çalışmalarına başlanıldı. İlimiz hakkında hazırlanacak ve "Projelerimiz" başlığı altında yer alan niteliklere haiz her türlü proje çalışmanızı "Projelerimiz" bağlantısında yer alan "Proje Çalışma Formu" nu doldurarak Vakıf Genel Merkezimize ulaştırabilirsiniz.
İlçelerimiz

.
Vakıf gecesinden izlenimler
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın katkılarıyla yapılan Şanlıurfa halkıyla dayanışma ve kültür etkinliği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk ÇELİK, eski bakanımız ve milletvekili Sayın Necmettin CEVHERİ, ayrıca diğer eski ve yeni milletvekilleri başta olmak üzere Şanlıurfa ve diğer illerden gelen hemşehrilerimiz ile derneklerin (Şanlıurfalılar Derneği, Siverek Kültür Derneği, Birecik Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Suruç Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) coşkulu katılımıyla samimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşmiştir.




















